Fenerbahçe maçından sonra Trabzon gibi güçlü bir takımdan alınan net 3-0 deplasman galibiyeti G.Saray'ın doğru yolda olduğunu gösteriyor.
Uzun yıllardır özlenen ve beklenen sonuçların alınmasının yanı sıra sahaya yansıtılan güzel futbol da G.Saraylı taraftarların özlemini sanırım gidermeye başlamıştır.
G.S. lı oyuncular, gerek bireysel yeteneklerini ve kalitelerini, gerekse takımsal olarak bütünlüğü her geçen gün sahaya yansıtmaya devam ediyorlar. Bu nedenle de verilen taktiği ve alınan sorumluluğun bilinci ile futbollarını oynayarak keyif veren bir oyun sergiliyorlar.
Sezon başında biz, bu takımın oturması için biraz beklemek gerektiğini yazmıştık. Dediklerimiz ortaya çıkmaya başladı.
G.Saray'ın artık önü açık...
Trabzon maçına baktığımızda G.Saray'ın oyun disiplini yine ön plandaydı. Hücüm ve savunmayı birlikte yapmaya başladıkları günden beri G.Saray', izleyenlere büyük keyif veriyor.
O nedenle takım kolay kolay gol yemiyor.
Niye?
Çünkü, savunmaya hücumda başlıyorlar.
Özellikle Elmander ve Baros'un birlikte çift forvet oynadıkları maçlarda bu sistemi daha iyi uyguluyorlar.
Özellikle,yeni yabancıların takıma ve ülkeye alışmalarından sonra bu oyunculardan daha fazla verim alınmaya başlandı.
Tabii ki bunun sonucu olarak oyuncular özgüven kazandılar ve bu özgüvenleri neticesinde, "acaba hata yaparsam ne olur" düşüncesi de taca çıkmaya başlıyor ve oyuncular daha pozitif olmaya başlıyorlar. Bu da oyuna olumlu yansıyor ve takım olarak kaliteyi yakalıyorlar.
Takım bütünlüğü sağlanınca kadroya alınan gençlerin de kendine güveni en üst seviyeye çıkıyor ve takıma alışmaları daha kolay oluyor. Bir de bu oyuncuların Florya'da soludukları G.Saray ruhunu sahaya yansıtması, hem takıma hem de taraftarlara güven veriyor.
Bu oyunculara, yanlarındaki tecrübeli ve karakterli oyuncuların yardımını da yadsımamak lazım.
Ama en büyük övgüyü bu konuda Fatih Terim alır.
Neden?
Bu oyunculara güvendiği için.
Fatih Terim geldiğinde bu takımda gördüğü en büyük eksiklik neydi?
Takım ve G.Saray'lılık ruhu.
İşte bu oyuncuların kişiliğinde ruhu yakaladı ve onu işledi.
Sonuç?
Gördüğünüz gibi...
Başarı ve kazanılan genç oyuncular...
Melo,Elmander ve Eboue'nin takıma katkıları artarak giden bir ivmeyle devam ediyor.
Elmander tam bir adam...
İnsan olarak, sportmen ruhu ile ve futbolcu kimliği ile altın gibi parıldıyor.
Ne de olsa Avrupa kültürü...
Melo...
Bence, kavşakta trafiği idare eden polis gibi, takımını sağa, sola, öne, arkaya yönlendirerek, mükemmel şekilde idare ediyor.
Tam kavşakta, sahanın her yönüne oyunun akışını sağlayan bir maestro.
Hırçın da olsa, laubali de olsa, vazgeçilmez bir maestro.
Ceyhun'un attığı gol hem takım hem de kendisi için noktayı koydu. Artık ben de varım dedi.
Selçuk'un frikikten attığı gol de, bu konudaki yılların eksikliğini gidermişe benziyor.
Yani duran top hastalığı galibe sona eriyor.
Trabzon'a Şaşırdım...
Trabzon gibi, Avrupa'da yoluna devam eden bir takım, bu kadar kolay teslim olmamalıydı.
Takımın zihinsel ve fiziksel olarak yorgunluğu çok nete olarak gözüküyordu.
Takımda tempo yok; durarak oynuyorlar. Hatlar arası çok kopuk.
Her şey Burak'ın yapacağı koşulara bağlanmış.
Ama bir gerçek var ki, rakipler Burak'ı ve bu oyun şeklini çözdükleri için önlem almaları hiç de zor olmuyor.
Semih ve Ujfalusi Burak'ı kademeli olarak çok rahat durdurdular; hiç pozisyon vermeden maçı tamamladılar.
O nedenle Şenol Güneş'in bu probleme çözüm bulması şart.
Aksi halde kendilerini zor günler bekler ve sadece Burak ile bir yere varamazlar.
Mutlak olarak Burak'ın yanına iyi bir forvet lazım.Hatta bir değil en az iki...
Yanı sıra, orta saha da hücuma dönük oyuncu elzem.
Ancak, takım kadar Şenol hoca da belli ki çok yorgun ve formsuz.
O'da hatalar yapıyor.
Takım 2-0 gerideyken oyuna Celutska ve Aykut gibi iki savunma yönlü oyuncu almasının mantığını anlamış değilim.
Sana gol lazım.
Alanzinho gibi oyunu dikine oynayıp adam eksilten ve etkili bir forvet oyuncusunu son ana katar düşünmemesi garibime gitti doğrusu.
Umarım düzelirler...
Sonuçta G.Saray'ın önü açık.
Takım olarak birlikteliği yakalamış vaziyetteler.
Takımdaşlık üst düzeyde.
Birlikte düşünüp, birlikte oynama melekesini yakalamaya başlamışlar.
Her geçen gün üstüne koyarak oynuyorlar.
Karakterli oyuncuların fazlalığı sonuca da yansıyor.
Bu durum hem izleyenleri hem de yandaşlarını fazlasıyla memnu ediyor.
Taraftarların yıllardır özlemini çektikleri ruh da takıma monte edilince daha ne olsun ki...
DİĞER YAZILAR
- Bu yazı bir suç ihbarıdır… (28 Ekim 2011 )
- ENDÜLÜS’DE RAKS, VEEEE… AVRUPA AVRUPA DUY SESİMİZİ… (18 Ekim 2011 )
- ÇİFTE KAVRULMUŞ LOKUM (04 Ekim 2011 )
- BÜNYAMİN EFENDİ’ Böyle İstedi… (22 Eylül 2011 )
- Melo yetmez… (21 Eylül 2011 )
YAZARLAR
-
Ersan Çelik
-
Metin Ünlü


